Kayboluş (Spoorloos, 1988) | İnsan, Cevabını Aradığı Sorunun Kurbanı Olabilir mi?

George Sluizer’ın Kayboluş filmi üzerine psikanalitik bir okuma

Stanley Kubrick’in hayatında gördüğü en korkunç film olarak nitelendirdiği George Sluizer’ın 1988 yapımı gerilim filmi Spoorloos (Kayboluş), korkuyu görünür bir tehdidin ötesine taşıyarak insanın kendi zihniyle kurduğu ilişkinin karanlık tarafına yerleştirir.
Filmde asıl dehşet, Saskia’nın kaybolmasıyla başlamaz; onun yokluğunun Rex’in ruhsal dünyasında kapladığı yerle başlar ve büyür.
Saskia’nın bir benzin istasyonunda ortadan kaybolması, Rex için yalnızca sevdiği kadının kaybı değildir. Aynı zamanda anlamlandıramadığı, simgesel olarak bir yere yerleştiremediği bir boşluğun ortaya çıkışıdır.
Lacancı psikanaliz açısından bakıldığında özne, eksiklikten bütünüyle kurtularak tamamlanamaz; arzu da bu eksiklik etrafında hareket eder.
Rex’in trajedisi, Saskia’yı aramaktan vazgeçememesinde değil, onun kayboluşunu açıklayacak hakikatin kendi hayatını yeniden mümkün kılacağına inanmasında yatar. Saskia, böylece yalnızca kaybedilmiş bir sevgili olmaktan çıkar; Rex’in arzusunu sürekli yeniden üreten, ulaşılması gereken ama ulaşıldığında bile kaybı geri getiremeyecek olan nesneye dönüşür.
Lacan’ın objet petit a kavramı, bu imkânsızlığın anlaşılması için bize bir çerçeve sunar: Arzuyu canlı tutan şey, arzu nesnenin kendisinden çok, onun etrafında şekillenen eksikliktir.
Rex’in yıllar boyunca sürdürdüğü arayış, Freud’un yineleme zorlantısı kavramıyla da düşünülebilir. Travmatik olay, geçmişte kalmış bir anı olarak kapanmaz; özne, onu anlamlandırmaya çalışırken tekrar tekrar aynı ruhsal düğüme döner. Rex, kayboluşun nedenini öğrenerek bu döngüyü sonlandırabileceğini düşünür. Oysa arayış uzadıkça, hakikate ulaşma arzusu ile kaybın etrafında yaşamaya devam etme zorunluluğu birbirinden ayırt edilemez hâle gelir.
Belki de Rex’in asıl yüzleşmekten kaçındığı şey, Saskia’nın başına gelenler kadar, hiçbir cevabın onu kayboluşun öncesindeki hayata geri döndüremeyecek olmasıdır.
Filmin dehşet verici yüzü Raymond Lemorne ise kötülüğü anlaşılmaz bir deliliğin arkasına saklamaz. O, bir aile babasıdır; gündelik hayatın içinde yaşayan, toplumsal açıdan sıradan görünen bir adamdır. Kendi sınırlarını sınamak ve yapabileceklerinin son noktasını görmek ister. Burada kötülük, kontrolün kaybedilmesinden çok, başkasının hayatının bir deney nesnesine dönüştürülmesinde ortaya çıkar. Raymond’ın soğukkanlılığı, eylemlerinin sonuçlarını bilmemesinden değil, bu sonuçların başkası için ne anlama geldiğini ahlaki bir sınır olarak kabul etmemesinden kaynaklanır.
Başkasının korkusu, onun açısından durması gereken bir nokta değil, deneyin bir parçasıdır.
Rex ile Raymond arasındaki karşılaşma, bu nedenle yalnızca kurban ile failin karşılaşması değildir. Raymond, Rex’in bilme arzusunu tanır ve onu kendi planının içine yerleştirir. Rex ise gerçeği öğrenebilmek için kendi güvenliğini, hatta yaşamını tehlikeye atmayı kabul eder.
Filmin bu aşamasında belki de jouissance açıklayıcı olacaktır : Bu kavram basitçe haz almak anlamına gelmez; öznenin kendisine acı veren, haz ilkesinin sınırlarını aşan ve onu yıkıma sürükleyebilen bir tatmine bağlanmasını da düşündürür.
Rex’in arayışı, artık yalnızca sevdiği kadına duyduğu bağlılıkla açıklanamaz. Bilme arzusu, onu korumak yerine tüketen bir güce dönüşmüştür.
Finalde filmin sonu, filmin başından beri büyüyen bu ruhsal düğümü somutlaştırır. Saskia’nın başına gelenleri öğrenmek isteyen Rex, sonunda aynı karanlığın içinde kendisiini bulur.
Bilmek istediği hakikat kendisine ulaşır; fakat bu bilgi onu özgürleştirmez. Aksine, arayışının bedeli kendi yok oluşu olur. Rex gözlerini açtığında, artık belirsizlik sona ermiştir; ancak gerçeği öğrenebilecek, onunla yaşayabilecek bir gelecek de kalmamıştır.
Kayboluş tam burada, insanın hakikatle kurduğu ilişkinin en karanlık ihtimallerinden birini ortaya çıkarır: Rex’i yok eden yalnızca Raymond’ın kötülüğü değildir; belirsizliğin içinde yaşamaktansa, kendisini bütünüyle yok edecek cevabı seçmesidir.
Rex, Saskia’nın nasıl kaybolduğunu öğrenir; fakat bu hakikate ulaşmak için kendi kayboluşunu da tamamlar.




Yorumlar